| |
|
* Ülkemizin Tanıtımına Gereken Özen
Gösteriliyor mu?
* 2006-2007 Sezonu da Bitti
* Geleceğimiz Nereye Gidiyor?
* 19 Mayıs'ın Anlam ve Önemi
*
BandırmaNet Neden Açıldı?
|
|
 |
|
Gürhan Korkmaz
gurhan@bandirmanet.com |
|
| |
|
|
|
|
Ülkemizin Tanıtımına Gereken Özen Gösteriliyor mu?
Çağımızın gözde mesleklerinden birisi
olan reklâmcılık, şuanda İstanbul dışında Türkiye’de maalesef tam
profesyonel olarak yapılmıyor. Özellikle bir ürünün markalaşması için
ise, profesyonel reklâmcılık anlayışı ile istikrarlı bir şekilde
reklâmcılık faaliyetlerinde bulunmak gereklidir. Buradaki
profesyonellikten kasıt, herkesin uzman olduğu alanda çalışması ve son
aşamada da yapbozun parçalarının bir araya getirilmesidir.
Örnek verecek
olursak; bir ürün reklâmını ele alalım. Öncelikle ürün sahibi reklâmını
yaptırmak istediği ajansa müşteri temsilcisi aracılığıyla bir brief
gönderir. Müşteri temsilcisi bu briefi stratejik planlamaya verir.
Reklâmın ilk aşaması da bu bölümde başlar. Bu bölüm özet olarak hedef
kitleyi belirleyip, özelliklerini inceler. Ayrıca, piyasa araştırmasının
yapılması ve rakiplerin neler yaptığının izlenmesi de stratejik planlama
kapsamındadır. Stratejik planlama çalışmasını yaptıktan sonra bu
çalışmayı yaratıcı gruba aktarır. Reklâmın fikri de yaratıcı çözümde
ortaya çıkar ve reklâm bu bölümde hazırlanır. Daha sonra medya planlama
adındaki son aşamaya geçilir. Medya planlama ise; reklâmın nerede, ne
zaman ve ne kadar yayımlanacağına karar verir. Tabiî ki bu saydıklarımız
daha ayrıntılı ve bir ekip çalışması içerisinde gerçekleştirilir.
Asıl bahsetmek
istediğim konu ise; Ülkemizin reklâmının gerektiği gibi ve geniş çapta
yapılmasıdır ki bizi ilgilendiren kısmı da budur. Bir ürünün reklâmı
bile bir sürü aşamadan geçiyor ve bunun için milyon dolarlık bütçeler
ayrılıyor. Peki, ülkemizin tanıtımı için yeterince gayret gösteriliyor
mu sizce?
Günümüzde bir
ülkenin tanıtımına katkıda bulunan özellikle iki önemli sektör var.
Bunlardan birisi spor, bir diğeri ise sinema.
Hatırlarsınız ki,
Galatasaray UEFA kupasını aldığı sene belki de çok büyük harcamalar
yaparak bile elde edemeyeceği bir marka değeri kazandı ve ülkemizin de
tanıtımına katkıda bulundu. Yani işin aslı başarıdan geçiyor. Bir
alanda, uluslar arası çapta başarılı olursak, tanıtımınızı da en etkili
şekilde yapmış oluruz. Sinemaya gelirsek, Amerika birçok konuda olduğu
gibi bu konuda da başı çekiyor. Basit sayılabilecek bir olaydan bile
büyük hâsılat getiren ve uluslar arası çapta ilgi toplayan filmler
yapabiliyorlar. Özellikle ses getirmiş savaş ve tarihsel filmlere
bakarsak bizim tarihimizin yanında onların anlattıkları olaylar hiç
kalır. Ancak; olayı allayıp pullayıp, tanıtımını da yaparak izleyicinin
önüne nasıl koyacağını biliyorlar. Başarılı olan da sadece film olmuyor
tabiî ki. Ben hala anlamış değilim. Mesela, neden bir İstanbul’un
Fethi’ni anlatan çok kaliteli bir filmimiz yok? Yabancılar aynı olaydan
kaç tane film çıkarıyor oysaki. Tabii burada önemli olan öylesine bir
film değil. Çekilecek filmin tarzına uygun, dünya çapında oyuncuların ve
teknik ekibin olduğu, maliyeti ne olursa olsun en ufak bir detaydan bile
kaçınılmadığı, gerçekleri anlatan büyük bir proje. Gerekirse devlet buna
destek vermeli. Çünkü bazı değerlere sahip olmak parayla ölçülemez.
Tarihimizde birçok büyük başarılar var. Neden bunları dünyaya
günümüzdeki en ileri teknolojiyi ve en yetenekli ekibi kullanarak
tanıtmayalım? Hala ülkemizi tanımayan veya Türkleri yanlış tanıyan bir
sürü ülke ve insan varken.
Birçok alanda
büyük ve başarılı olabilecek bir sürü proje vardır muhakkak ama maalesef
ülkemizde bu tür şeyler hak ettiği değeri görmüyor. Umarım ki, bu
konularda daha ciddi ve özverili çalışmalarda bulunuruz
BAŞA DÖN
|
|
2006-2007 Sezonu da Bitti
Turkcell Super Lig sona erdi.
Öncelikle Fenerbahçe’yi 100.yılındaki şampiyonluğundan dolayı
kutluyorum. Özellikle derbi maçlarındaki başarısıyla şampiyonluğu hak
etti.
Bu yıl oynanan
futboldan ve olaylardan ötürü keşke lig devam etseydi diyecek sporsever
yoktur sanırım. Zaten Avrupa’da başarıyı yakalayamadıktan sonra
Türkiye’de kim kimi yenerse yensin, kim şampiyon olursa olsun pek bir
anlamı yok. Özellikle büyük kulüplerin ilk hedefi kesinlikle Avrupa’da
başarı olmalı. Galatasaray bunu başararak diğer takımlara da Avrupa’da
başarının rüya olmadığını gösterdi. Tabii bunun için de yönetimin,
teknik heyetin ve kadronun kaliteli ve uyum içinde çalışan kişilerden
oluşması gerekiyor.
Şimdi takımların
transfer çalışmaları için önlerinde uzun bir dönem var. Kulüpler bu
konuda kesinlikle ince eleyip sık dokumaları lazım. Para yok diyerek
kalitesiz yabancı futbolcular alıyorlar, daha sonra da doğru dürüst
oynatmadan sezon sonunda adamı gönderiyorlar, sözleşmedeki maddelerden
dolayı üzerine de para veriyorlar. Bunun sonucunda da daha zararlı
çıkıyorlar. Elde ne oyuncu, ne para kalıyor. Aynı şey teknik direktör
için de geçerli. Öncelikle teknik direktör çok dikkatli seçilmeli ve
istikrarlı bir şekilde devam etmelidir. Yukarıda istikrar olmazsa
aşağıya yansıması beklenemez.
Kulüp yönetmek
kolay iş değildir. Zengin bir bütçe için öncelikle uluslararası arenada
başarılı olmak, genç ve yetenekli oyuncuları keşfedip yetiştirmek ve
belli bir süre faydalanıp sonra iyi bir ücretle satmak, yeterli
kapasitede bir stada sahip olarak iyi bir stad geliri elde etmek, ayrıca
kulübün reklamının iyi yapılarak forma vs. satışlarını arttırmak
gerekir. Bu sistemi oturtmak için öncelikle futboldan anlayan,
yöneticilik ve iletişim yeteneği üst düzeyde, vizyonu olan, akıllı
insanların yönetimde olması gerekir. Daha sonra uzun vadede çalışılacak,
kalitesi üst düzeyde bir teknik heyet oluşturulmalı. Özellikle dünyanın
dört bir yanına giderek genç yetenekleri keşfedecek gözlemciler çok
önemli bir husus.
Öncelikle belli
bir parayı gözden çıkarıp kaliteli birkaç tane yabancı futbolcu alınması
gerekiyor. Diğer futbolcuların da yetenekli ve hırslı olmaları şart.
Belli bir süre içinde takımın iskeleti oluştuktan sonra artık başarılar
gelmeye başlayacaktır. Her sezon sonunda da kârlı bir şekilde satılan
oyuncuların yerine en az onlar kadar kaliteli futbolcular alınarak
sistemi devam ettirmek, sistemi oturtmaktan daha kolay olur. Her sezon
bir sürü genç yetenek ortaya çıkıyor, ayrıca bir sürü de kaliteli
futbolcu boşta kalıyor. Az önce de dediğim gibi iyi çalışan ve
araştırmacı gözlemcilerin olması bu konuda çok önemli. Her sezon takımın
üzerine artılar koyularak büyük kulüp olunur. Eğer eksiye doğru
gidiyorsanız muhakkak bir problem vardır.
Bizim insanımız
ve spor medyamız çok sabırsız bazı konularda. Her sene kulüpler üzerinde
baskı oluşturuyorlar. Kulüp yöneticileri de onlara uyup teknik direktörü
veya birkaç futbolcuyu gönderiyor. Bir dahaki sezon işe tekrar sıfırdan
başlamak zorunda kalıyorlar. Sonra yine aynı hikayeler ve hep başa dönüp
yerinde saymalar. Hatta birkaç sene önce gönderdikleri adamı tekrar
almaya kalkıyorlar. Bu da işin başındakilerin bu işlerden ne kadar
anladığının bir göstergesidir.
Herkes bir şeyler
konuşuyor, çözümler sunuyor ama hep havada kalıyor. Bir türlü birlikte
hareket edilemiyor. Saha dışı olaylar sahadaki olayların önüne geçiyor.
Sürekli aynı konu üzerinden farklı şahısları hedef alarak gündem
oluşturuluyor. Peki ne değişiyor? Daha da kötüye gidiyor. Herkese
yaranmaya çalışırsanız ortaya hiç birşey koyamazsınız ve en başta o
yaranmaya çalıştıklarınız da bir gün ipinizi çeker.
Uzun vadeli
düşünerek, bilirkişi ve yetkililerle istişare ederek, çözüme yönelik
ciddi kararlar alıp uygulanırsa o zaman bir çok şey düzelebilir. Eğer
düzelmezse de bir gün bu gemi batar ve içindeki herkes yok olur gider.
Kendi elleriyle kendi sonlarını hazırlamış olurlar. O zaman
suçlayacakları birileri de kalmaz. Günah keçisi aramaktansa futbolumuzun
kötüye gittiği bu zamanda elele verip bu durumdan çıkmak en akıllıcası
olur.
BAŞA DÖN
|
|
Geleceğimiz Nereye Gidiyor?
Artık eskisi gibi ülkeler topla tüfekle savaşmıyorlar. Bir milleti yok
etmek için; dinini, dilini, kültürünü ve eğitim sistemini bozmaya
çalışıyorlar. Günümüzde akıl almaz tekniklerle bunu başarabiliyorlar.
Ancak, bu uzun bir süreçtir.
Bir genelleme yapacak olursak; gençlerimizdeki saygısızlık, okuldan
kaçmalar, ağızlarından düşmeyen küfürler, suç işleme oranının
yükselmesi, sigara, içki ve uyuşturucu kullanma yaşının her geçen zaman
düşmesi bu yozlaşmanın bir göstergesidir. Burada suçlu aramak yerine
çözüme yönelik hareket edilmesi gerekmektedir. Herkes önce üstüne düşen
görevleri yerine getirmelidir.
Eğitim öncelikle ailede başlar. Anne, baba çocuğuna nasıl davranıyorsa,
ne şekilde eğitiyorsa çocukta büyüdüğü zaman ailesine ve kendi
çocuklarına bu şekilde davranıyor. Çocuğun mayasının yoğrulduğu ailede
çok dikkatli davranmalıyız. Çünkü, çocuk ailede öncelikle “insan olma”
bilinciyle yetiştirilmezse, ilerleyen zamanlarda ona öğretilecek hiç bir
bilginin faydası olmaz. Bir insan iyi ve faydalı birisi olamadıktan
sonra, ne olsa boştur.
Aile eğitiminden geçen çocuk, daha sonra okuldaki eğitim sistemine göre
yetişiyor ve bu çevreden etkileniyor. Bizim eğitim sistemimizin bir çok
eksiklikleri var. Ezbere ve hazırlıcığa yönlendiren bir sistem almış
başını gidiyor. Bu yolda giden çocuk da, öğrendiklerini unutuyor ve
zekasını, yeteneklerini ortaya koyup kullanamıyor. Bunun sonucunda da
tembel ve güdülmeye ihtiyacı olan bir toplum oluşuyor.
Biz Türkler, tarihi ve kültürü çok zengin bir toplumuz. Başka
milletlerin kötü alışkanlıklarını örnek almak yerine, biraz kendi
geçmişimize ve değerlerimize baksak, bu bilinçle çok daha güzel bir
hayatımız olur.
Tabiî ki çağdaş fikirli ve ileri görüşlü olmamız gerekiyor. Geleceği
düşünerek yatırımlarımızı yapmamız gerekiyor. Ancak, bu geçmişini
bilmemek anlamına gelmiyor. Yanı başımızdaki güzellikleri göremiyoruz ve
aslını bilmediğimiz ve bize gerçekte fayda getirmeyecek şeylere
özeniyoruz. Onlara ulaşmak için hayatımızı harcıyoruz..
En büyük tehlike bir milletin geleceğinin her geçen gün eriyen bir mum
gibi yok olmasıdır. Bir millet özünü koruyamadıktan sonra millet olamaz.
Millet olmazsa da hiç bir şey olmaz. Bu konuda herkes üzerine düşen
görevi acilen yapmalıdır. Bizler kafası çalışan bir milletiz ama bir
birimizin kuyusunu kazmak, etrafa zarar vermek değil de faydalı işler
için çalıştırırsak, bu özelliğimizin yararı olur. Özellikle kuyunun
başında bulunanlar radikal kararlar almak zorundadır.
Gelecek nesiller de
bilmelidir ki, bu ülke çok büyük zorluklar ve mücadeleler ile kuruldu.
Vefa duygumuzu da yitirirsek sonumuz hayra alamet değil..
BAŞA DÖN
|
|
19 Mayıs'ın
Anlam ve Önemi
19
Mayıs 1919 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki dönüm
noktalarından birisidir. Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarih olan 19
Mayıs aynı zamanda “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır.
Atatürk “gençlik” kavramına ayrı bir önem vermiştir. Atatürk’ün burada
kullandığı gençlik kavramı fikirde yeniliği ifade etmektedir. O’nun şu
sözü bu kavramı doğrulamaktadır. “Genç fikirli demek, doğruyu gören ve
anlayan gerçek fikirli demektir.”
19 Mayıs
tarihinin önemini daha iyi anlayabilmek için Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919
tarihleri arasında gerçekleştirdiği İstanbul-Samsun yolculuğunu
hatırlamamız gerekir.
Atatürk ile
beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü başlayacak yolculuğa gemi kaptanı İsmail
Hakkı Durusu dışında 18 kişi eşlik etmiştir. Atatürk, beraberindekilerle
birlikte “Bandırma Vapuru” ile Galata rıhtımından ayrılır. 17 Mayıs
1919 Cumartesi günü Bandırma Vapuru İnebolu’ya varır. 18 Mayıs 1919
Pazar günü beklenen yolculuğun sonuna gelinir. Yolcular Kalyon Burnu
denilen yerden sandallarla Merkez iskelesine çıkartılırlar.
Atatürk’ün
Samsun’a çıkışında gördüğü manzara pek parlak değildir. Şehirde İngiliz
işgal kuvvetleri vardır ve halk kendisini koruyamayacak durumdadır.
Atatürk, bugün müze haline getirilen Hıntıka Palas’ta kaldıkları süre
içinde hep bu sorunları düşünmüştür.
Atatürk, yolculuk
esnasında görevli bir askerdi. Fakat, Samsun’a ayak bastığı günden
birkaç gün sonra asker değil, sivil olarak hareket edecekti.
Atatürk Samsun’da
Kurtuluş savaşı’nı başlattı ve 3 yıl süren savaş sonunda ülkemiz yabancı
güçlerden kurtarıldı. 29 Ekim 1923’te de Türkiye Cumhuriyeti ilan
edildi.
Kısaca vermeye
çalıştığımız bu yolculuk, Türk Milleti için bir dönüm noktası oldu ve
kurtuluşun başlangıcıydı. Milli Mücadeleyi başlatmak üzere Samsun’a ayak
bastığı 19 Mayıs 1919 tarihinin önemi nedeniyle de Atatürk, bu günü
Türk Gençliğine armağan etti.
Atatürk, Türk
gençliğini seviyor, onlara güveniyor ve Türkiye’nin geleceğini onların
ellerine bırakmaya çekinmiyordu. Gençliğe bıraktığı bu önemli görevi
söylevinde şöyle dile getiriyordu: “Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen
Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuza dek korumak ve
savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin birinci temeli budur. Bu temel
senin en değerli güven kaynağındır.”
Atatürk, “Sağlam
kafa sağlam vücutta bulunur” sözü ile de başarılı olabilmenin bir
koşulunun da sağlıklı olmak olduğunu, sağlıklı olmak için de spor
yapılması gerektiğini vurgulamıştır.
19 Mayıs; 1981
yılından bu yana “Atatürk’ü Anma Günü” olarak da kutlanmaktadır. Bunun
nedeni, Atatürk’ün bir söyleşi sırasında: “Ben 19 Mayıs’ta doğdum” demiş
olmasıdır.
Atatürk’ün şu
sözleri hepimiz için bir rehber olmalıdır: “Beni görmek demek, mutlaka
yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı
anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.”
Atatürk’ü anlamak
yaşadıklarını ve fikirlerini bilmekle mümkündür. Dolayısıyla Türkiye
Cumhuriyeti’nin kurulmasında yaşanılan zorlukları her zaman göz önünde
tutarak, 19 Mayıs’ları Atatürk’ün emanetine daima sahip çıkarak
kutlamalıyız…
BAŞA DÖN
|
|
BandırmaNet Neden Açıldı?
Biraz geriye dönüp baktığımızda teknolojinin ne kadar
hızlı geliştiğini görebiliriz. Özellikle bilgisayarların yaşamımızdaki
etkisi ve gelecek yaşamımızda yapacağı etki kaçınılmazdır. Zamanla her
alanda bilgisayar kullanımı yaygınlaşmıştır ve hızlı gelişen, rekabetçi
bir sektör olmasından dolayı da maliyeti makul seviyelere inerek kişisel
bilgisayar kullanımının artmasına da yol açmıştır. Özellikle yeni neslin
doğar doğmaz kendisini bu ortamın içinde bulması geleceğin nasıl
şekilleneceği üzerine bize önemli ipuçları vermektedir. Kısa bir zaman
öncesine kadar cep telefonları yeni çıkmış ve hızla kullanımı artmıştı.
Günümüzde ise fonksiyonları artarak cep bilgisayarı görevini de
üstlenmişlerdir. Bu sebeple cep telefonundan internete bağlanmanız bile
mümkün hale gelmiştir. İnternetin geçmişine baktığımızda, 56k hızında
bir bağlantı mevcuttu ve maliyeti de günümüze oranla yüksekti. ADSL nin
çıkmasıyla bağlantı hızı arttı ve maliyet olarak da düşük seviyelere
geldi. Zamanla cep telefonundan internete bağlanma olayı da kuşkusuz bu
şekilde gelişecektir ve vazgeçilmez bir ihtiyaç haline gelecektir.
İnternetten ulaşabildiğimiz web siteleri sayesinde her konuda bilgi
almak kolaylaşmış, herkesin kendisini özgürce ifade edebileceği bir
ortam oluşmuş ve dünyaya bir pencereden bakabilecek kadar dünya
küçülmüştür.
BandırmaNet’in açılmasının sebebi; böylesine bir ortama
kayıtsız kalmamak ve bu ortamın getirdiği avantajları Bandırma’ya,
Bandırma halkına ve Bandırma’da faaliyet gösteren firmalara
yansıtmaktır.
Konuyu biraz daha açacak olursak;
Bandırma’yı her yönüyle tanıtacak ve dünyanın her
yerinden ulaşılabilme imkânı sağlayacak bir web sitesiyle, Bandırma
olumlu yönde etkilenecektir.
Bandırma halkı, Bandırma ve çevresinde olan olaylar ile
duyurular hakkında kolayca bilgi sahibi olabilecek, yorumlarıyla ve
siteye katılımlarıyla ilgili yerlere fikir verebilecek bir çoğunluk
sağlayacak, ayrıca ulusal bazda güncel bilgilere ulaşacak ve kendilerine
özel avantajlar sağlayan bölümleri ziyaret ederek interneti faydalı bir
şekilde kullanma alışkanlığı edinebileceklerdir.
Bandırma’da faaliyet gösteren firmalar ise, bu oluşumun
içerisinde kendilerini yeterince ifade edebilecek bir alana sahip
olacaklardır. Görsellik, güncellik, sürekli katılım ve dünyanın her
yerinden kolayca ulaşılabilme imkânı ile diğer mecralardan farklı
avantajlar sunması özellikle firmaların imajına olumlu yönde etki
edecektir.
Sonuç olarak, biz bu açıkları kapatmak ve sizlere faydalı
olabilmek amacıyla
www.bandirmanet.com sitesini hizmete açtık. Başlangıç olarak
üzerimize düşen görevi yaptığımıza inanıyoruz ve bundan sonra da
sizlerden göreceğimiz destek ve katılımlarla üzerimize düşen görevleri
tüm inancımızla, elimizden gelen en iyi şekilde yapacağımızı taahhüt
ediyoruz.
Bandırma için hayırlı olmasını dileyerek ilk yazımı
noktalamak istiyorum.
BAŞA DÖN
|
| |
| |
| |
| |
|
|
|
 |